A-Sosyal Medya

    Prof. Dr. Ahmet AYHAN
    Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı
    0

    İletişim çağında yaşıyoruz, özellikle gençler yaşamı akıllı telefonlardaki sosyal medya uygulamalarına sıkıştırdılar ve bir kısır döngü almış başını gidiyor. Sosyal medya dediğimiz mecra aslında asosyal medya. Eğer bu medya gerçekten sosyal olsaydı belki de hiçbirini tanımadığımız onca takipçi ve sanal arkadaş edinmek yerine, karşılıklı oturup yüz yüze iki çift kelam edeceğimiz arkadaşlıklara dostluklara zemin hazırlardı. Ama öyle değil ve olmadı da… Tam tersine bireyi en yakınlarından bile uzaklaştıran, değer olarak gördüğümüz ve yaşatmamız gereken pek çok olguyu hızla yok etti ve etmeye de devam ediyor.

    Sosyal medya ya da yeni medyayla hemen herkesin bir ünsiyeti var kuşkusuz, zira kullanıcı sayıları giderek daha aşağı ve daha yukarı yaş guruplarına yayılıyor. Bir iletişim akademisyeni olarak bu satırların yazarı da çoklu sosyal medya kullanıcısı.

    Elbette burada sosyal medya nedir diye ders konusu niteliğinde bir şeyler yazmayacağım. Ne var ki, teknolojik değişim ve dönüşüm; televizyon, bilgisayar-internet, akıllı telefonlar fazlasıyla magazinsel bir araca indirgendiğinde sadece entelektüel çıta aşağıya düşmüyor, çok fazla ihtiyacımız olan toplumsal barışın erozyona uğramasına da engel olamıyoruz.

    İnternet bağlantısı olan bilgisayar ve cep telefonunuz varsa toplumsal barışa katkı sunabileceğiniz gibi, bu zeminin kaybolmasına da katkı sunabilirsiniz ki, Türk toplumu ikincisini tahkim ediyor. Küfür ve hakaret, pornografik* görseller, katı ideolojik ya da dinsel ifadeler ayrışma, farklıkları derinleştirme, ötekileştirmeye yarıyor.

    Bana kalırsa sanal ortamda bireyler gerçek yaşama göre daha az sosyal maske takıyor. Gerçek yaşamda yüz yüze kurduğumuz ilişki ya da iletişimde daha özenli davranırken, klavye başına geçtiğimizde adeta bambaşka bir kişiliğe bürünüveriyoruz.

    Eskiler ne güzel söylemiş; “söz ağızdan çıkıncaya kadar sizin esiriniz, ağızdan çıktıktan sonra da siz onun esiri olursunuz” diye. Aslında sözlü iletişim, iletişim kazası ve çatışmalarına daha elverişlidir. Ancak dijital iletişim, yani sosyal medyada bir şeyler yazmak için yeterince zaman varken, bir özgüven patlamasıyla doğru-yanlış her şeyi paylaşırken sonunu hiç düşünmüyoruz. Kişilik hakları, iftira, yalan, itibarsızlaştırma gibi hem ahlaken, hem de hukuken cürüm işliyoruz. Yüz yüze iken telaffuz edemediğimiz sözcükleri kolayca sarf edebiliyoruz. Zira empati kurmaktan yoksunuz. Kendimize yapılmasını istemediğimiz eylem ve söylemleri başkaları için kolayca yapıyor ve yazıveriyoruz.  Bu tehlike gidişatın zaman zaman çok korkunç sonuçlarına da tanıklık ediyoruz.

    Yasaklama ya da düzenlemeler pek bir işe yaramıyor. Her şeyde olduğu gibi burada da eğitim kaçınılmaz en önemli çıkış yolu. Eğer demokrasi kavramını anlayıp, hazım kültürü, çok seslilik, tahammül ve başkalarına saygı çerçevesinde içselleştiremezsek bu sorunlara çözüm üretemeyiz.

    Hoşgörü, insan sevgisi, gönüllere dokunabilmek ve kendimize yapılmasını istemediğimiz hiçbir şeyi başkaları için yapmamayı başarabildiğimiz zaman yitirdiğimiz değerleri tekrar gelecek kuşaklara aktarabilir miyiz? Sevgiyle kalın…

    Not: www.akdenizdenhaber.com sitesine yayın hayatında başarılar dilerim

     

    * Yalnızca çıplak kadın bedeninin servis edilmesi değil, şiddete maruz kalmış ya da trafik kazasında parçalanmış bir bedenin de servis edilmesi pornografiktir.

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here