Bir Anadolu Ereni: Aziz Nikolaos

    Prof. Dr. Fahri IŞIK
    Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Emekli Öğretim Üyesi
    0

    Aziz Nikolaos’un Patara kazılarıyla ilgisi, Pataralı oluşundandır. Myra (Demre) ile ilişkisi ise ileri yaşlarda görevlendirildiği oradaki İrene Kilisesi’nde Piskopos olarak öldüğü ve adına yapılan mezar kilisede gömüldüğü içindir. Likya’da ilk kez 5. yüzyıl başlarında doğançocuklara, hem de yoğun biçimde, “Nikolaos” adının verilmesi, Aziz’in 400 yılı dolayında öldüğüyle ilişkilendirilir. Bu görüşün kanıtı olarak da, 325’te toplanan Nikaia (İznik) Konsili’nin 318 kişilik piskopos katılım listesinde henüz adının okunmayışı gösterilir. Bu konsilde Likya adına imza yetkisine sahip tek isim, Patara Piskoposu Eudemos’tur. Ve bunlardan Nikolaos’un 4. yüzyılda yaşamış olduğu sonucu çıkar.

    Patara kazılarından hemşerisi Nikolaos bağlamında beklenen, O’nun yaşamına değin çok kısıtlı olan verilerin buluntularla zenginleşmesidir. Örneğin 1140 yılında İzlandalı hacı Pveralı Nichulas’ın Kudüs dönüşü “Patara’da ziyaret ettiği Aziz Nikolaos Ruhban Okulu”nun günışığına çıkmasıdır; ya da O’nun adını taşıyan Kilise’nin bilinmesidir. Belli mi olur, belki doğduğu evin bile ortaya çıkmasıdır. Özlücesi, O’nun hayatını umulan yazıtların içeriğinde gerçeğiyle yazmaktır. Bunlar çok önemlidir; çünkü söz konusu olan sıradan bir Aziz değildir. Çünkü adına yapılan kilise sayısı Ortaçağ’ın sonlarında salt Roma’da altmışı geçmiş, bu sayı 1500 yılı dolaylarında tüm Batı Avrupa’da iki bine yaklaşmıştır. Çünkü O, özellikle Ortodoks dünyasının baş tacıdır, Batı insanının “Noel Baba” efsanesiyle ve tanımsız bir sevgiyle bağrına bastığı “dost”tur; Meryem Ana’ya en yakın saygınlıkta bir ayrıcalıkla da özelleşen bir kültün, “Nikolaos Kültü” nün sahibidir. “Tanrı ölürse eğer, ne yaparız biz” diye sorar saf bir Ukrayna köylüsü; aldığı yanıt, “üzülme! Aziz Nikolaos’u unuttun mu?” olur; böylesine bir güvencedir.

    “Noel Baba” ise, Anadolu’dan çıkan bir figür” olamaz. Çünkü “Noel Baba” başka, Aziz Nikolaos başkadır: O’nun darda ve yoksunlukta, gereksinilen her şeyde ve her yerde insanın yanında olan, “hızır gibi” yetişen, erdemli bir insan kimliğinden yola çıkılarak, Batı’nın yarattığı “tüketimci” bir kimliğin adıdır “Noel Baba”.  Yaşamı özde tanrıya ve insana adanmış olan, öğretisi Anadolu’nun kutlu 13. yüzyıl tasavvufuyla örtüşen bir Aziz’in tamtamına “evliya” kişiliğiyle ilgisi yoktur o “ticari” kişiliğin. 19. yüzyılın Kuzey Almanya’sında “Weihnachtsmann” olur adı; İskandinavya’da geyiklerin çektiği kızaklar içinde çocuklara armağan taşıyan aksakallı ve kırmızı kürklü, kukuletalı bir “masal kahramanı” olur, tinsel gerçeğinden saptırılır ve tüketim toplumunun özdeksel dünyasında hızla yozlaşır. Beni üzen, Demre Belediyesi’nin de Batı taklidi bir “Noel Baba” resmini ilçenin simgesi yapmasıdır; bir Anadolu “Ereni”ni öldüğü toprakta tüm dünyaya Batılı yoz imajıyla sunmayı iş edinmesidir. Aziz Nikolaos, bizim topraklarımıza özgüdür. Elmalı Yaylası’nda Abdal Musa kim ise St. Nikolaos da O’dur;  “piştikleri” ocak, yaşadıkları aynı coğrafyada, Likya/Milyas toprağında, ayrı düşünülemez. İnançlı insanların 1700 yıl boyu tanrısal bir aşkla yanan yüreğindedir Nikolaos’un Anadolu’daki yeri, Abdal Musa’nın yanıdır. Alışveriş vitrinlerindeki başka biridir.

    “Kimi çevrelerin bu Aziz’i olumsuz ve kötü bir figür göstermesi” acıdır ki “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma” alışkanlığımızın bir tezahürüdür. Düşünün ki biz yılbaşı kutlamalarını bile O’na yakıştırılan “Noel” sanıyla özdeşleştirir, “günah” sayarız. Aslında O’nun ne zaman doğduğu bilinmediği gibi, yılı belirsiz ölümü için de 6 Aralık günü kabul görmüştür. Yozlaşmış “Noel” kimliğiyle bağlantılı bir anlaşılmaz “kötü” algısını bilimsel gerçeklerle yıkmak ve dünyanın sahiplendiği bu “seçilmiş” gönül dostuna saygıyı hemşerilerinin de gönlüne yerleştirmek biz bilim insanlarının işi olmalıdır. İslam öncesi hak dinin bir “mücahidi”dir çünkü St. Nikolaos. O; Anadolu topraklarında kökleşmiş çok tanrılı batıl bir inancı yıkmak için güçlü Roma’nın zulmüne baş eğmeyerek karşı durabilen ve İsa’ya inen Kutsal Kitabın vaaz ettiği tek Tanrı’ya inanç uğruna -bazı kaynaklara göre asılarak- “din şehidi” mertebesine erendir. Zulümle geçen üç yüzyılın ardından bir göksel dinin Anadolu’da “doğuşu” sürecinde bir Likyalı yerli olarak doğmuştur Nikolaos Patara’da; inancını, kendi deyimiyle, “başkaları için yaşamak, özde kendin için yaşamaktır” öğretisi üzerine temellendirmiştir.

    “Ülkemizin geçmişten geleceğe zengin tarihi değerlerini korumak” için önce bilimin izinde bilgilenmeli ve toplumu yerleşik yanlış algılardan akılla arındırmayı görev bilmeliyiz; Anadolu’ya her değeriyle sahiplenmede yönlendirmeliyiz onları. Batı Uygarlığı’nı yaratanların, Anadolu’nun kadim halkları olduğunu; sonraları Doğu Roma İmparatorluğu bağlamında onlara Romaioi’dan gelme “Rum” diyerek “Yunan”dan ayırdığımızı anlatmalıyız onlara. Tarihin -19. yüzyıl ortaları Avrupa’sına kadar- “Bizans” diye bir devlet ya da halk tanımadığı, onları hep “Romalı” olarak yazdığı, bugün yadsınamayan fakat “alışıldığı için” umursanmayan bir gerçek olarak önemlidir çünkü. Onlar, Nikolaos’lu yıllarda MS 313 “Milano Buyrultusu” toleransıyla Hristiyanlaşmaya başlayan çok tanrıya inançlı Anadolulu yerlilerdi ki Türkçede “Anadolu” anlamını almıştı “Rum” sözcüğü; Diyar-ı Rum denmişti Anadolu’ya. Ne onlar gelmişti Yunanistan’dan ve ne de Hristiyanlık. Bu bağlamda Nikolaos da buralıydı, Anadolulu idi; O, bizdendir, Noel Baba ise, değil….

    NOT: Bu yazı Prof. Dr. FahriIşık’ın Milliyet Gazetesi’nden Gökhan Karakaş ile yapılan “Noel Baba Anadolulu” başlıklı söyleşisinin (29 Aralık 2012) metninden kısaltılmıştır.

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here