Ciladır, Gıdadır, Şifadır Çorba…

    Prof. Dr. Murad ÇANAKCI
    Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri ve Teknolojileri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi
    0

    Daha önceki yazılarımız akademi ve tarım ile ilgili teknik yönü ağır basan konuları içermekteydi. Bu kez, sizlerle farklı bir konuda düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Konumuz çorba. “Çaya çorbaya limon”, “İşimiz çorbaya döndü”, “Çorbayı soğutmayalım”, “Çok şükür çorbamız kaynıyor”, “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” gibi günlük hayatımızda gerçek ya da mecazi anlamda bir çok deyişte kullandığımız bir kelimedir çorba. Yazı konusu olarak düşünüldüğünde birçoğumuzun yüzünün müstehzi bir ifade alabileceği bir konudur da aslında. Büyüdüğüm şehirde öğrencilik yıllarımızda ara sıra gittiğimiz bir lokantanın duvarında büyük puntolu harflerle… Ciladır çorba, gıdadır çorba, şifadır çorba, fukaradır çorba, sezadır çorba kelimeleri ile biten bir mısralar sürekli dikkatimi çekerdi. Osmanlı Türkçesi ile yazılmış mısralarını tekrar tekrar okumama rağmen pek anlayamamıştım ve bir anlam da verememiştim çorbaya neden ayrıcalık tanındığını, lokantanın en görünür yerine çorba ile ilgili övgü dolu kelimelerin dizildiğini. Oysa farklı birçok lezzetli sulu yemekler ve ızgaralar da vardı menüde. Uzun yıllar geçti, geçtiğimiz yaz yıllık izinde yine çorba içmek için gittiğim bir akşamüstü, aynı mısralar yerinde duruyordu ve bu kez daha anlamlı geliyordu. Bu mısralar ünlü yazar Ahmet Rasim’in meşhur şiirinin ilk kıtasıydı. Mısralara dalınca aslında yaşantımızda çorbanın daha önce hiç düşünmediğim bir şekilde hayatımızda ayrıcalıklı bir yerde durduğunu fark ettim. Bebeklerin anne sütünden sonra ilk aldıkları gıdadır, hastalara şifadır, devadır çorba…

    Öğün yemeklerinden önce, sabahları kahvaltı niyetine, gece geç saatlerde, gün içerisinde, öğün arasında vb. farklı zamanlarda ekşi, tuzlu, acılı, limonlu, sirkeli, sarımsaklı, terbiyeli, et sulu, sade, sütlü, sıcak, soğuk vb. farklı alternatif lezzetler sunabilen bir gıdadır çorba. Bilinen çeşitlerinin yanında yöresel çeşitlerini de düşündüğümüzde yemek kültürümüzün zenginliğinin bir göstergesidir çorba. Daha çok tadını bilenlerin tercihi olan kelle paça, işkembe, tuzlama gibi özel çorbaların yanında daha geniş bir kitlenin tercihi olan domates, şehriye, mercimek ve tavuk suyu gibi çeşitler ilk aklımız gelen çeşitlerden.

    Bu zenginliğimize katkı sunan ana çeşitlerden birisi de tarhana çorbası. Belki günümüzde yeni nesillerin yeterince lezzetini anlayamadığı; her yöreye özgü toz, taneli, macun, cips formlarında acı, tatlı, ekşi kendine özgü farklı lezzetler sunan bir çeşittir tarhana. Benim de favorimdir, çünkü yaz mevsiminde kış için hazırlanan tarhananın sadece açlığı bastırmak için tüketilen bir gıda olmadığını düşünüyorum. Harman edilmiş taze ürünlerin yerinde değerlendirilerek/işlenerek elde edilen tarhana, popüler bir ifade ile ürünlerin tarımsal ürünlerin katma değerini de artırmaktadır. Besleyici bir gıda olmanın yanında, kışa hazırlık, dayanışma, ev ekonomisi, helal lokma ve yardımlaşma gibi değerlerimizi de hatırlatır. Geçen hafta Antalya’da 9.’su düzenlenen Yörex Yöresel Ürünler Fuarı’nın girişte, en görünür yerde tarhana standının olması ve yoğun ilgi görmesi bir tesadüf olmasa gerek.  Günümüzde artık endüstriyel olarak üretilmeye başlasa da, Anadolu’da birçok bölgede, yaz aylarında kazan veya büyük tencerelerin altı tarhana dökmek için yakılmaktadır. Son yıllarda yöresel ürünlere olan talep arttıkça tarhana gibi yöresel çorba çeşitlerimiz de bu ilgiden üzerine düşen payı almaktadır.

    Günün bitişi ve yeniden doğuşu ile ilgilidir de çorba. Büyük şehirlerde gece geç saatlerde çorba ile günü tamamlamak isteyenler bir hareketlilik yaşatırken, aynı şehrin farklı noktalarında esnaf lokantası aşçıları, doğmakta olan güne çorba ile başlamak isteyenlere hazırlık için yataklarından kalkıp şehrin ıssız sokaklarında yol almaktadırlar. Bu döngü içerisinde kişisel ve sosyal hayatımızdaki çorbanın yeri de sürekliliğini korumaktadır.

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here