Müminin Cenneti

    Doç. Dr. Yasin PİŞGİN
    Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi
    3

    O’ndan önce hiç kimse O’nun kadar beklenmedi. Çünkü Allah O’nu peygamberlerine, onlar da ümmetlerine müjdelediler. O, Ehl-i Kitab’ın Tevrat’ta ve İncil’de adını, şanını yazılı bulduğu Resul. O, İbrahim’in duası, Musa’nın niyazı, İsa’nın müjdesi, cemi cümle peygamberlerin gıptası, âlemlere safa Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem.

    O’nun çağında hiç kimse O’nun kadar sevilmedi. Müşrikler tarafından şehit edilmek üzereyken ”Allah aşkına söyle! İster miydin şimdi senin yerinde Muhammed olsaydı da biz onun boynunu vursaydık?” diye kendisine sorduğunda “Peygamberimin ayağına bir tek diken batmasın, canım vereyim” diyen Zeyd b. Desinne şahit.

    O’nu analarından, babalarından ve sahip oldukları her şeyden aziz bilen, O’na “Anam babam sana feda olsun” diyen bütün Ashap şahit.

    Onların Hz. Peygamber’e karşı duydukları sevgi dünyalar kadardı, dünyaları aşacak kadardı. Ahiret azığı olarak sahip olduğu en önemli şeyin Allah Resulünü çok sevmek olduğunu söyleyen bir sahabiye O’nun; “Kişi (ahirette) sevdiğiyle beraberdir” buyurması müslüman olmalarından sonra ashabı en çok sevindiren şey olmuştu (Müslim, “Birr”, 163). Ashabın dünyevi ve uhrevi mutluluklarının merkezinde Hz. Peygamber vardı. Şairin ifadesiyle;

    Ol dem ki, bu dünyadan Muhammed Mustafa gitti

    Ahiret sevindi ama bu dünyadan safa gitti

    Yani Allah Resulü’nün rahmet ve sevgi fışkıran nebevi şahsiyeti her daim onların gözlerinin nuru, gönüllerinin süruru idi. O, ashabı için aşk ile özdeş olan emsalsiz bir feyiz ve saadet kaynağıydı. Ashab-ı kirâm, yalnızca dünyayı değil, ahireti de ancak Onunla anlamlı buluyor, Firdevs-i Âlâ’da O’na komşu olabilmek için her fırsatta Allah’a niyazda bulunuyordu.

    Bu bakış açısı, yalnızca Hz. Peygamber’e çağdaş müminler için değil, kıyamete kadarki müstakbel ve muhtemel bütün ümmet için de geçerli ve gerekli bir durum. Çünkü O, ashabıyla olduğu gibi, kıyamete kadarki bütün ümmetiyle kendisi arasındaki temel bağı da sevgi ve kardeşlik olarak tanımlamış ve bir defasında şöyle demişti: “Kardeşlerimi görmeyi çok isterdim.” Bunu duyan sahabeler, “Biz senin kardeşlerin değil miyiz yâ Resulallah!” dediklerinde O, “Siz benim arkadaşlarımsınız. Kardeşlerim ise henüz gelmeyenlerdir” buyurmuştu (Müslim, “Tahâret”, 39).

    Yani hangi çağda ve hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın, bir müslümanın imandan sonraki en mühim ödevi, Peygamberinden kendisine yönelen bu sevgi ve ilgiyi karşılıksız bırakmamasıdır. Resul-i Ekrem’e sevgi ve itaat, asr-ı saadette olduğu gibi modern zamanda da her müminin boynunun borcudur. O’nu sevmek, O’nun tarafından sevilmek ve cennette O’na komşu olabilmek, kulluğun cennette vücut bulmuş en büyük bedeli, salih kulların cennete dair en büyük emelidir.

    Aslında izahtan vareste olan bu konuyu ele almamızın elbette özel bir amacı var. Uhrevi boyutunu da işin içine katarak   “Peygamber Sevgisi” üzerinde yeniden ve en derinden düşünmenin tam zamanı. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in lafzını ve manasını, indiği çağa ait gören tarihselci yaklaşım bugünlerde cennetten bahseden ayetlerin de tarihsel olduğunu iddia ediyor ve özetle şöyle diyor: “Kur’an’daki cennet tasvirleri Arapların zevk ve beklentilerine karşılık gelmekte olup, evrensel bir özelliğe sahip değildir. Bu cennet, Arap’ın cennetidir. Ne işim var benim bu cennette!”

    Genelde Kur’an’ı özelde de Kur’an’daki cennet tasvirlerini yalnızca Kur’an’ın indirildiği döneme hasreden bu yaklaşımın -yöntem ve sonuçları itibariyle- müminlerin ma’şeri vicdanında herhangi bir karşılığının olmadığı kesindir. Çünkü tarihselciliğin gözden kaçırdığı ya da sümen altı etmek istediği bir hakikat vardır. O da şudur: İman cennetin anahtarıdır. İmanın hakikati ise Hz. Peygamber’i malından, canından, anne-babasından ve çoluk çocuğundan daha çok sevmektir. Kur’an’a göre O, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir/gelmelidir (Ahzâb, 33/6). O, Sezai Karakoç’un ifadesiyle “en sevgili”dir. Firdevs-i Ala’da, yani “O’nun bulunduğu cennet”te O’na komşu olmak; bir mümin için tarifi imkânsız bir sefa, kabulü hasretle beklenen en büyük duadır. Sadece asr-ı saadetteki bir mümin için değil, on dört asrı aşkın bir zamandır, her tarih kesitindeki her mümin için…

    Demem o ki: Kur’an ve elbette Kur’an’da bahsedilen cennet her mümin için evrenseldir.

    Kur’an, âlemlere bir uyarı olduğu için evrenseldir (Tekvîr, 81/27).

    Hz. Peygamber, âlemlere rahmet olduğu için evrenseldir (Enbiyâ, 21/107).

    O, Refîk-i Âlâ’ya gitmesinin ardından şu kadar zaman geçmesine rağmen hâlâ her müminin gözünde, gönlünde tüttüğü için evrenseldir.

    Arif Nihat Asya merhumun ifadesiyle:

    Gel, Ey Muhammed! Bahardır.

    Dudaklar ardında saklı âminlerimiz vardır.

    Hacdan döner gibi gel!

    Miraç’tan iner gibi gel!

    Bekliyoruz yıllardır.

    İşte böyle müminin kalbi tıka basa aşk-ı Resul dolmalıdır.

    Ve bir cennet ki, Peygamber özleminin dineceği yer olmalıdır.

    Ve müminin cenneti, gülden âlâ buram buram Peygamber kokmalıdır.

    3 YORUMLAR

    1. İşte böyle müminin kalbi tıka basa aşk-ı Resul dolmalıdır.
      Ve bir cennet ki, Peygamber özleminin dineceği yer olmalıdır.
      Ve müminin cenneti, gülden âlâ buram buram Peygamber kokmalıdır.
      Zaten Müminin Cenneti böyledir”
      aziz kardeşim.
      Kur’an daki Cennet arabın cenneti, orada ne işim var diyenler’e cevap verilmiş zaten; -“..Mütekebbirler için cehennemde yermi yok.”

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here