Yakınlaş ki Mübarek Olsun

    Doç. Dr. Yasin PİŞGİN
    Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi
    0

    Artık görünmeyen görünene, bilinmeyen bilinene her zamankinden daha yakın. Kurban bayramının gölgesi üzerimize düştü. Şimdilerde yakınlaşmanın, aradaki perdeleri açmanın, sırttaki kamburları atmanın, yıktığımız köprüleri yeniden yapmanın, sonluyu sonsuza satmanın, görmeden göz gezdirdiklerimize yeniden ve en derinden bakmanın zamanı.

    Şimdi günlerden bugün; zamanlardan vuslata ramak kala. Vakit kurban vakti. İslam coğrafyasının içinde bulunduğu çilelere bakıp “bayram” sayılır mı bilmem; ama kurbanı, kurbiyeti, yakınlaştırması mutlak.

    Fakat cümle cihan halkı bilir ki, etle kanla, ateşle dumanla, kesip asmayla, çekip tasmayla yaklaşılmaz, yakınlaşılmaz, yakınlaşmanın yakınından bile geçilmez. Kurban etin, kanın ötesinde bir şey. Vuslat, görünenin ötesindeki şey. Ondan sebep Allah “Onların (kestiğiniz kurbanlıkların) etleri de kanları da asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır.” (Hacc, 37) buyurmuş; Peygamberimiz de bir defasında mübarek elini kaldırmış, göğsünü işaret ederek üç defa “Takva buradadır” demiştir  (Müslim, “Birr” 32).

    Yani özelde kurban, genelde Allah’ın rızasına ulaşmak için yaptığımız her ibadet, kalbimizi mamur etmeli. Hatta yalnızca mamur değil, aynı zamanda bizi mimar etmeli. Çünkü Kur’an’da insan için zikredilen en yüksek paye “halife” kavramıdır. İnsan, Allah’ın yeryüzündeki mimarıdır. O’nun asıl görevi yeryüzünü Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla imar etmektir.

    İmam Kuşeyrî (ö. 465/1072) diyor ki: “Allah’ın semadaki arşı gibi yeryüzünde de bir arşı vardır. O’nun yeryüzündeki arşı, mümin kulunun kalbidir.” Şu halde asıl var oluş amacımız, yalnızca kâmil olmak değil, aynı zamanda ikmal etmek; sadece Allah’ın arzını değil, aynı zamanda O’nun kullarının kalplerini de mamur kılmaktır.

    Belki de bundan dolayı “Bizim Yunus” diyor ki:

    Ben gelmedim dâvî için
    Benim işim sevi için
    Dostun evi gönüllerdir
    Gönüller yapmaya geldim

    Yani yakınlaşmak istediğin; yanındakinin, yakınındakinin kalbinde. Şimdi gözünle onun gözüne, sözünle onun sözüne, kalbinle onun kalbine değ ve yakınlaş ki kestiğin kurbanın verdiği cana, feda ettiği kana değsin. Yakınlaş ki, kurban “et”e ve “kemiğe”a bürünsün, dirilsin, diriltsin.

    Böyle olmazsa, “yakınlaşmak istediğin”e, sonsuzluğun son noktası kadar uzak düşer insan. Onun için, düşkünün, yoksulun, fakirin, ananın, babanın, kardeşin, her kimse yanındakinin, yakınındakinin kalbine dokunmalı.

    Çünkü yaratılana yaklaşmadan Yaratan’a yakınlaşmaya çalışmak sonsuzluğun son noktasına ulaşmayı düşlemek kadar hakikatsiz, asılsız, astarsız, imkânsız.

    Derler ki Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail ile Ka’be’yi inşa etti. “Baba peygamber” ustaydı, “oğul peygamber” ise çırak. Sonra onun her köşesinde biner rekât namaz kıldı. Çünkü orada kılınan bir rekât başka yerdeki yüz bin rekâta bedeldi, biliyordu. Ve ellerini açıp şöyle dedi: “Allah’ım! Senin katında, bu yaptığım işten daha hayırlısı var mıdır?” Ve Allah buyurdu ki: “Ey İbrahim! Bir fakirin boğazından aşağı sarkıttığın iki lokma yaptığın bu işten daha hayırlıdır.”

    Yani Yunus’un ifadesiyle;

    Dirüş didin ye yedir
    Bir gönlü ele getir
    Bin Ka’be’den yeğrektir
    Bir gönlün imareti

    Kurban Yaratan’a yaklaşmak için yaratılana yakınlaşmaktır. Onun için bugün en yakından başlayarak anaya, babaya, eşe dosta, fakir fukaraya, garip gurabaya uzak durma, yakınlaş.

    Yakınlaş ki kestiğin, kurban olsun.
    Yakınlaş ki kurbanın mübarek olsun.

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here